Dimp - ANA SAYFA
ANA SAYFADİMP YAZILARIÇEVİRİLERETKİNLİKTMMOB/ODA GÜNDEMİYAZARLAR

“MİMARLIK YAŞAMI YENİDEN ÖRGÜTLEMEKTİR”

“Ezilenlerin geleneği, bize içinde yaşadığımız “olağanüstü hal”in gerçekte kural olduğunu öğretir. Bu içgörüye uygun düşecek bir tarih kavrayışı geliştirmeliyiz … ki faşizme karşı mücadeledeki konumumuz gelişsin.”
Walter Benjamin, Tarih Kavramı Üzerine

Picasso’nun Guernica’sında ete kemiğe bürünen dehşet, faşizmin getirdiği savaş ve yıkımın korkunçluğunu 20. yüzyılın kolektif bilincine işledi. Faşizm’in korkunç olduğu kadar gülünçlüğünü ortaya koyan , Guernica kadar hatırlanması gereken bir diğer tablo da, Klee’nin, Hitler’in iktidara geliş sürecinde üretmiş olduğu Korku Maskesi olsa gerek. Bu tabloda, kocaman bir maske görürüz; ardında ise etten ve kemikten insanlar vardır. Maskeyi taşıyan ve aynı zamanda da ardına saklanıp kendilerini görünmez kılan adamlar. Maskenin ardındaki insanların çelimsiz bacakları maskeyi absürt kılar; hem korku maskesinin insana bağımlı doğası, hem de ardındakilerin sahte kudreti ifşa olmuştur.

Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin 45. Olağan Genel Kurulu, işte bu iki tabloyu birden akılda tutmamızı gerektiren bir dönemde gerçekleşiyor. İçeride olağanüstü hal, dışarıda savaş koşulları altında sürdürülmek istenen otoriter rejim, Cumhuriyet değerlerini, laikliği, yurttaşlığımızı ve geleceğimizi tehdit ediyor. İktidar toplumu yanıltarak, açıklanmayan bir programı topluma dayatmaktadır. Atatürk Orman Çiftliği’nde Kaçak Saray ile mekânsallaşan bu dayatma ve zorba dönemde; İnsan Hakları Anıtı tutuklandı, meydanlar yasaklandı. Görevleri insanı yaşatmak olan hekimler, hayatı onurlandıran binlerce yıllık sözlerini yineledikleri için gözaltına alındı. Eğitim müfredatından laiklik çıkartılarak cihat eklendi.TMMOB,TTB,TBB örgütleri evrensel hukuk ve bilimin temsilcileri olarak özerk ve iktidarlardan bağımsız yaklaşımlarına tahammül edilmeyerek yandaşlaştırma ve memurlaştırma süreci başlatıldı. Akademisyenler üniversitelerden ihraç edildi, milletvekilleri cezaevlerine konuldu. Kentsel dönüşümle insanlar yerinden edildi, kadim uygarlıklar yerle yeksan oldu. Sosyal medya paylaşımları takibe alındı, insanlar tutuklandı. Heykeller çalındı, kırıldı, tiyatro eserleri yasaklandı. Hukuk katledildi, İlhan Koman’ın Seğmenler Parkı’ndan çalınan heykeli “ufak tefek işler” diyerek aşağılandı. Savaş kutsandı, parlamento işlevsizleştirildi. İnsanlar bedenlerini yakarak ses verecek kadar işsizleştirildi. Bu kuşatılmışlığın ortasında yıkılan her binada, yok edilmek istenen belleğimiz ve geçmişimiz, yaşamımızdan eksiltilen her değer ile kültürümüz ve geleceğimiz tehdit edilmekte. Faşizm bu işte.

Mimarlık, otoriter rejimin kendisini ifade etme aracı olduğu kadar, gerici bir meydan okumanın da kültürel vasatı haline getiriliyor. Anıtkabir’e oyun parkı koymak ile Taksim’deki AKM’ye kubbe yerleştirmek, TBMM camisine minare teklif etmek ile İller Bankası’nı yıkıp yerine çim ekmek, telif haklarını kaldırmaya cüret etmek ile özel sektörde ve kamuda güvencesiz çalışma ortamları yaratmak, ihale süreçlerindeki haksız rekabet ile Saraçoğlu Mahallesi’nin rant odaklı projesi, Ulus’un tarumar edilmesi ile kişiye özel emsal artırımları, ODTÜ ormanlarının ve AOÇ’nin katledilmesi ile plansız kentleşme, bu meydan okumanın mekânsal ifadeleri, ülkenin içine sıkıştırıldığı neoliberalizm ile siyasal İslam arasındaki cenderenin meslek alanımızdaki tezahürlerdir. Ama mekân politiktir ve bu durum iki yönlüdür: iktidarlar mekânı dönüştürmeye çalışırken, direnişin pratiği, mekânın özgürleştirici politikasını da yaratır. Hepimiz yaşamlarımızı yeniden var etmek, meslek alanlarımızı yeniden özgürleştirmek ve din tabanlı diktatörlük rejimine karşı Cumhuriyet değerlerini, evrensel hukuk, insan hakları ve demokrasi ile taçlandırmak için cesur olmalıyız, umutlu olmalıyız.

Ve işte burada Klee’yi tekrar hatırlamalıyız. Kocaman maskeyi taşıyan çelimsiz bacakların gülünçlüğünü. İktidarı alaşağı eden Haziran seçimlerinde sonuçlara etki eden Kaçak Saray’ı teşhir kampanyasını. İller Bankası’nın yıkıntıları üzerinde poz kesen sabık belediye başkanına “metal yorgunluğu” teşhisi koyduran inatçı mücadeleyi. Seğmenler Parkı’ndan çalınan İlhan Koman heykelinin bağışlarla yeniden üretilmesini. Anadolu’nun dağ köyünde, boşaltılmış bir köy okulunun, toplumsal mimarlıkla yaşama dönüşünün hikayesi “Gürsu Köyü Taş Mektep” deneyimini, özelleştirmeye karşı kamusallığın toplumsal mekansal karşılığı olan Hekimhan deneyimini, kardeşliğin barışın, hoşgörünün nasıl birbiri ile kucaklaştığı Arsuz deneyimini unutmayalım.

Benjamin’in söz ettiği, faşizme karşı mücadelenin bir boyutu olarak geliştirilecek tarih bilinci bu hatırlayış üzerine inşa edilse gerek. Otoriter rejimi bir kaçınılmazlık olarak görmekten sakınarak, şimdiye dek sürdürdüğümüz mücadele birikimiyle, bütüncül bir kentsel-mekânsal karşı duruşu örebileceğimize inanıyoruz. Mimarlar Odası Ankara Şubesi 62 yıllık bir geleneğin, toplumla buluşan, umut olan yaratıcı bir sürecin odağı, yabancılaşmaya karşı paylaşımın, tüketime karşı üretimin, karanlığa karşı aydınlanmanın ortamıdır.

Demokrasi İçin Mimarlar Platformu olarak;

Bize dayatılan kuşatılmışlıktan, mimarlığı toplum için üreterek, sevgiyi yeniden büyüterek, dayanışmayı çoğaltarak, yaşamı yeniden örgütleyerek çıkacağız. Bu çıkışın kılavuzu, Cumhuriyet değerlerine yaslanan demokrasi ve bağımsızlık mücadelesinde, harcı ise Anadolu coğrafyasının çok kültürlülüğündedir.

Tüm mimarları;
Yaşamlarımızı, mesleğimizi, ülkemizi teslim almaya çalışan diktatörlüğe karşı özgürleşmeye, korku duvarlarını aşarak çocuklarımız için yaşamı yeniden örgütlemeye, nefes olmaya ve nefes almaya,

TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin 24 Şubat 2018 tarihinde gerçekleşecek 45.Dönem Olağan Genel Kurulu’na katılarak Mimarlar Odası’nın varlığını güçlendirmeye,

25 Şubat 2018 tarihinde Yüksel Caddesi Mimar Kemal 
İlköğretim Okulu’nda oy kullanarak 
Demokrasi İçin Mimarlar Platformu Adaylarını 
ve çalışma programını gelecek dönemde yürütülecek mücadeleye taşımaya davet ediyoruz.

Demokrasi İçin Mimarlar Platformu